top of page

Stajyerlerimizin Gözünden: Sevilmek mi, Onaylanmak mı?

Güncelleme tarihi: 2 gün önce

İlişkilerde Karıştırdığımız İki Duygu

Birçok kişi ilişkilerinde sevildiğini hissetmek ister. Bu oldukça doğal bir ihtiyaçtır.Ancak bazen fark etmeden sevgi ile onaylanma ihtiyacını birbirine karıştırabiliriz.

Karşımızdaki kişinin bizi sürekli beğenmesi, takdir etmesi veya hatalarımızı görmezden gelmesi… Bunları sevgi zannedebiliriz. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında sevilmek ile onaylanmak aynı şey değildir.

Bu ayrımı anlamak, hem ilişkilerimizi hem de kendimizle olan bağımızı derinden etkileyebilir.


Sevilmek Nedir?

Psikolojide sevgi, yalnızca olumlu duygular yaşamak değil; kişinin olduğu haliyle kabul edilmesi ile ilişkilidir.

Carl Rogers’ın (1959) ortaya koyduğu koşulsuz kabul (unconditional positive regard) kavramı, sevginin temelini açıklar. Buna göre bir insanın sevildiğini hissetmesi için, yalnızca doğru davrandığında değil; hata yaptığında veya zorlandığında da kabul gördüğünü deneyimlemesi gerekir.

Araştırmalar, koşulsuz kabulün olduğu ilişkilerde bireylerin:

  • kendilerini daha güvende hissettiklerini

  • duygularını daha açık ifade edebildiklerini

  • daha sağlıklı bağlar kurduklarını göstermektedir (Rogers, 1959; Deci & Ryan, 2000).

Gerçek sevgi, mükemmel olmaya bağlı değildir.Sevgi, kusurlarla birlikte var olabilir.


Onaylanmak Nedir?

Onaylanma ise daha çok başkalarının bizi doğru, yeterli veya değerli bulmasına duyulan ihtiyaç ile ilişkilidir.

Psikolojide bu durum sıklıkla dışsal onay ihtiyacı veya onay bağımlılığı olarak tanımlanır. Özellikle öz-değer algısı zayıf olan bireylerde, kişinin kendini değerli hissetmesi büyük ölçüde başkalarının geri bildirimine bağlı olabilir (Leary & Baumeister, 2000).

Bu durumda kişi şunları yapabilir:

  • Sürekli karşı tarafı memnun etmeye çalışmak

  • Kendi ihtiyaçlarını geri plana atmak

  • Tartışmalardan kaçınmak

  • “Hayır” demekte zorlanmak

Bu davranışlar çoğu zaman sevgi için değil, onay kaybetmemek için ortaya çıkar.


Neden Bu İki Duyguyu Karıştırıyoruz?

Sevgi ile onaylanmayı karıştırmak oldukça yaygın bir durumdur. Bunun arkasında genellikle erken yaşam deneyimleri ve öğrenilmiş ilişki kalıpları yer alır.

1. Koşullu Sevgi Deneyimleri

Bazı kişiler çocukluk döneminde şu mesajları alarak büyür:

  • “Başarılıysan sevilirsin.”

  • “Sorun çıkarmazsan değerlisin.”

  • “Usluysan kabul edilirsin.”

Bu tür deneyimler, sevginin koşullara bağlı olduğu inancını geliştirebilir.Bu durum, yetişkinlikte şu düşünceye dönüşebilir:

“Sevilmek için doğru davranmalıyım.”

Şema terapi yaklaşımında bu durum sıklıkla onay arayıcılık (approval-seeking) veya kusurluluk/yetersizlik şemaları ile ilişkilendirilir (Young, Klosko & Weishaar, 2003).

2. Reddedilme Korkusu

Bağlanma kuramına göre, özellikle kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, partnerlerini kaybetme korkusu nedeniyle daha fazla onay arama eğiliminde olabilir (Mikulincer & Shaver, 2007).

Bu kişiler için onay almak, yalnızca iyi hissetmek değil; aynı zamanda ilişkinin devam edeceğine dair güvence almak anlamına gelebilir.

3. Öz-Değerin Dış Kaynaklara Bağlı Olması

Self-determination theory (Öz-Belirleme Kuramı), bireyin sağlıklı psikolojik gelişimi için özerklik, yeterlilik ve ilişki kurma ihtiyaçlarının karşılanmasının önemli olduğunu vurgular (Deci & Ryan, 2000).

Ancak kişi kendi değerini içsel olarak hissedemediğinde, bunu dışarıdan almaya çalışabilir.Bu durumda sevgi değil, onay bağımlılığı gelişebilir.


Sevgi mi, Onay mı? Aradaki Fark Nasıl Anlaşılır?

Bu iki duygu bazen çok benzer görünür, ancak aralarında önemli farklar vardır.

Sevgi:

  • Hatalarına rağmen kabul edilmek

  • Kendini güvende hissetmek

  • Olduğun gibi var olabilmek

  • Sınır koyabilmek

Onaylanma:

  • Sürekli doğru görünmeye çalışmak

  • Hata yapmaktan aşırı korkmak

  • Karşı tarafı memnun etmek için kendinden vazgeçmek

  • Eleştiri karşısında değersiz hissetmek

Bir ilişkide kendini sürekli değiştirme ihtiyacı hissediyorsan, bu durum sevgi değil; onay arayışıyla ilişkili olabilir.


Onay Arayışı Uzun Vadede Ne Yapar?

Kısa vadede onay almak rahatlatıcı olabilir.Ancak uzun vadede bu durum, kişinin kendisiyle olan bağını zayıflatabilir.

Araştırmalar, sürekli dış onay arayan bireylerin:

  • daha yüksek düzeyde kaygı yaşadığını

  • ilişkilerde tükenmişlik hissine daha yatkın olduğunu

  • özsaygı düzeylerinin daha kırılgan olduğunu göstermektedir (Leary & Baumeister, 2000; Crocker & Wolfe, 2001).

Çünkü kişi sevildiğini değil, onaylandığını hissetmektedir.

Ve onay, her zaman sürdürülebilir değildir.


Sağlıklı Bir İlişkide Sevgi Nasıl Görünür?

Sağlıklı ilişkilerde sevgi, yalnızca güzel anlarda değil; zor anlarda da varlığını sürdürür.

Gerçek sevginin olduğu bir ilişkide:

  • Fikir ayrılıkları olabilir

  • Tartışmalar yaşanabilir

  • Hatalar yapılabilir

Ama buna rağmen ilişki devam eder.

Bu tür ilişkilerde bireyler, yalnızca partnerlerine değil; kendi benliklerine de sadık kalabilir.

Araştırmalar, otantik davranışın (kendine sadık kalmanın), ilişki doyumu ve psikolojik iyi oluş ile güçlü şekilde ilişkili olduğunu göstermektedir (Kernis & Goldman, 2006).


Kendine Sorabileceğin Küçük Ama Güçlü Sorular

Bazen fark etmek, değişimin ilk adımıdır.

Şu sorular üzerine düşünmek faydalı olabilir:

  • Bu ilişkide kendimi olduğum gibi hissediyor muyum?

  • Yoksa daha çok kabul görmek için mi davranıyorum?

  • “Hayır” dediğimde sevileceğime inanıyor muyum?

  • Kendimden vazgeçmeden bir ilişki sürdürebiliyor muyum?

Bu soruların cevapları, sevgi ile onay arasındaki farkı görmene yardımcı olabilir.


Sonuç: Gerçek Sevgi, Onaydan Daha Derindir

Sevilmek, sürekli doğru görünmek zorunda olmak değildir.Sevilmek, kusurlarla birlikte kabul edilmek demektir.

Onay ise geçicidir.Sevgi ise daha derindir ve daha güvenlidir.

Bir ilişkide sürekli onay arıyorsan, bu durum yalnızca ilişkiyle değil; kendinle kurduğun bağla da ilgili olabilir.

Ve bazen en önemli soru şudur:

Gerçekten seviliyor muyum, yoksa yalnızca onaylanıyor muyum?


Kullanılan Kaynaklar (APA 7)

Baumeister, R. F., & Leary, M. R. (1995). The need to belong: Desire for interpersonal attachments as a fundamental human motivation. Psychological Bulletin, 117(3), 497–529.

Crocker, J., & Wolfe, C. T. (2001). Contingencies of self-worth. Psychological Review, 108(3), 593–623.

Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The “what” and “why” of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268.

Kernis, M. H., & Goldman, B. M. (2006). A multicomponent conceptualization of authenticity. Advances in Experimental Social Psychology, 38, 283–357.

Leary, M. R., & Baumeister, R. F. (2000). The nature and function of self-esteem: Sociometer theory. Advances in Experimental Social Psychology, 32, 1–62.

Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. Guilford Press.

Rogers, C. R. (1959). A theory of therapy, personality and interpersonal relationships. In S. Koch (Ed.), Psychology: A study of a science (Vol. 3). McGraw-Hill.

Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page